Menu

Ayşe Arman sordu Korhan Kurt ve Özgür Alaz cevapladı!..


4 Nisan 2013 tarihli Hürriyet gazetesindeki Ayşe Arman röportajını kaçıranlar, aşağıda röportajın tamamını bulabilirler. Hürriyet’in web sayfasından okumak için ise buraya tıklayabilirsiniz.

* * * * * *
UZUN süre twitter’ı iteledim.
Ayağımın ucuyla ittim.

Reddettim.

“Amaaan boş ver, kendi aralarında tek kale maç yapıyorlar” dedim. Biraz da geç kalmışlığın verdiği kıskançlık vardı galiba. Adapte olamam korkusu. O zaman bok atmaya daha meyilli oluyorsun.

Ama Allah’tan esnek biriyim.

Ve yeniliklere açığım.


Baktım 8 tane benden var orada, “Heyyyt savulun!” diye girdim, birkaç ay oldu, 150 bin takipçiye ulaştım.
 Bileğimin hakkıyla. 
Bir sürü de satın alan duyuyorum.
 Bastır 6 bin lirayı, al sana 500 bin takipçi.

Ben, kendi suyumda yüzüyorum.
 Çok iyi ve aktif bir kullanıcı mıyım? 
Hayır. 
Ama seviyorum, eğleniyorum, yazılarımı mutlaka koyuyorum, kendi işlerimi sosyal medyada duyuruyorum, pek çok gazeteci gibi. Ortaya, tartışma konuları atıyorum, ya da geyik, bazen tartışıyoruz, bazen gülüyoruz.
Hakaret, küfür, kıyamet olunca… 
Çekiliveriyorum.

Aslında bir Adanalı gibi kafa atmak istediğim oluyor ama yapmıyorum.

Her sabah, “Günaydın” dediğim mecrayı daha yakından tanımak istedim.
 Ve iki çok parlak adamla röportaj yaptım. 
Biri Korhan Kurt, 78 doğumlu, diğeri 83 doğumlu Özgür Alaz.

“Promoqube” diye bir şirketleri var.
 Sosyal medya üzerine uzman bir ajans. 
Türkiye’nin büyük markalarını, sosyal ağlarda temsil ediyor, stratejilerini geliştiriyor ve daha başarılı olmalarını sağlıyor.
Onları yakaladım ve merak ettiklerimi sordum…

Korhan Kurt: Facebook artık gençler için “cool” değil

Türkiye’de kaç internet kullanıcısı var?

- 35 milyon.
Twitter, facebook?

- Türkiye’de aktif twitter üye sayısı 6 milyon. Dünyada ise 500 milyonun üstünde. Facebook’ta ise almış başımızı gitmişiz! Bu ülkedeki 35 milyon internet kullanıcısının 32.5 milyonu aktif Facebook kullanıcısı! Ki bu da, yüzde 93’lük bir oran. Türkçesi, Facebook kullanıcısı değilsen Türkiye’de marjinalsin!
Peki bu Facebook hâlâ demode olmadı mı?
– Gençler için artık “cool” değil. Çünkü hiçbiri, annesinin olduğu bir mecrada olmak istemiyor. Düşünsene, arkadaşlarına havalı gözükmek için bir fotoğraf yüklüyorsun, altına halan, teyzen, dayın “Maşallah evladım!” diye yorum yazıyor. Bu nedenle gençler daha “yeni”yi takip ediyor ve kullanıyor, Twitter, Vine vs. gibi.
Twitter’da bir seviye sorunu var mı?

- Var tabii. İnsan, takip ettikleriyle kendi seviyesini kendi belirliyor.
Ne kadar farklı tip var twitter’da…

- O oooo çok. Melankolikler. Özlü sözleri kopyalayıp, dikkat çekmeye çalışanlar. Yediğini içtiğini paylaşanlar. 4SQ manyakları ve “foodporn”cular. Katıldığı seminer ve etkinlikleri paylaşanlar. İş dünyası aylakları. Aşk yazanlar. Nefretçiler. Her şeyden nefret eden “kronik muhalifler.” Hep çok mutlu veya mutsuz yazanlar.
Peki twitter ne kadar etkili?

- Doğru kullanıldığında, inanılmaz işe yarayan bir mecra. Kredi kartı sorunun için bankanı, internet sorunun için servis sağlayıcını, televizyonundaki sorun için yayıncı şirketi arayıp saatlerce müşteri hizmetleriyle görüşmeyi bekleyeceğine, şöyle okkalı bir tweet at, bak hemen sana nasıl geri dönüyorlar. Denemesi bedava! Nielsen’in “Social Media Report 2012” verileri de ilginç; “Sosyal medya kullanıcılarının yüzde 47’si sosyal ağları müşteri hizmetleri olarak kullanıyor” diyor.
Tamam, bu yönünü anlıyorum, bir şeyi duyurmakta etkili olduğunu da kabul ediyorum. Ama gerçekten bir sonuç alınabiliyor mu? Herkes, “Bugün Dünya Otizm Günü! Duyarlı olalım, destek olalım” dese, kaç yazar?

- Doğru. Maalesef “internet aktivizmi” denen bir şey var. Hiçbirimiz 5 lira bağış yapmıyoruz ama bağış duyurularını canhıraş çığlıklarla “RT” edip vicdanımızı rahatlatıyoruz.
Peki bu işin, reklam seviyesi ne alemde? Reklam alıyor mu?
– Twitter’ın 2013 yılında 500 milyon doların üstünde, 2014 yılında ise 1 milyar doların üstünde reklam geliri sağlayacağı öngörülüyor. Türkiye’de ise şubat ayından itibaren resmi olarak reklam satışı başladı. İnternet reklamcılığı geliri, diğer medyalara göre inanılmaz hızlı bir şekilde yükseliyor. Dijitalin en geç 2016’da ikinci büyük mecra olacağı öngörülüyor. Devir, 20’li yaşlarında, ayağı terlikli gençlerin devri, kimse alınmasın!
İyi de henüz bireylere yeteri kadar para kazandırmıyorsa, ne kazandırıyor?

– Bir anda, sadece 140 karakter kullanarak hayatında ulaşamayacağın kitlelere ulaşıyorsun, kabul görüyorsun, tanışamayacağın insanlarla tanışıyorsun, insanlar seni fark ediyor, söylediklerini paylaşıyor, RT ediyor, hatta kitabın çıkıyor. Belki de hayatta hiç bu kadar kabul görmemiştin. Bu, bir peri masalı değil de ne?!
Ama bazıları da Twitter’ın aslında bir “loser’lar topluluğu” olduğunu iddia ediyor…
– Gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi tek yönlü medyalardan çift yönlü medyalara geçiyoruz. Artık bir şey yazdığında hemen reaksiyonunu görüyorsun. Tebrikleri ve eleştirileri alıyorsun. Bu bir adaptasyon süreci ve bazıları adapte olup, kullanıyor. Bazıları da olamıyor ve refleks olarak reddediyor. Twitter onlar için “loser”lar topluluğu ve halt etmişler!
Twitter’ın can sıkıcı yanları yok mu?

- Olmaz mı? Takip ettiğimiz ünlü isimlerin, ışıltılı yaşamlarına şahit oluyoruz. Zaten twitter’da herkes filozof, herkes gurme. Kimsenin para sorunu yokmuş gibi. Biz de paylaştıklarımızla kendimizi var etmeye çalışıyoruz. Ne var ki, “Olduğundan fazla gözükme ve kabul edilme” gayreti bir noktadan sonra yorucu olmaya başlıyor.
Bu kadar etkiliyse, niye insanlar twitter’da öne çıkıp, sonra başka medyalarda var olmaya çalışıyor?

- Çünkü aslında içinde bulundukları mecranın “sanal” yaftasından rahatsızlar. İçinde yaşadıkça “nicelik” değil “nitelik” önemli olmaya başlıyor. Bu nedenle sosyal medyalardan daha kabul gören “geleneksel medyalara” mesela gazetelere köşe yazarı olarak geçmek ve kendilerini kabul ettirmek istiyorlar.
Bu takipçi işi neden bu kadar abartılıyor?

- Sosyal medyada da kabul görebilmen için takipçi sayın büyük önem taşıyor. Bunu arttırmak için her yol deneniyor. Nasıl ki, televizyonlarımız daha fazla izlenmek ve rating alabilmek adına duygulara oynuyor, gerekirse sansasyonlar yaratıyorsa, bu sosyal medyada da işe yarıyor. Twitter “sanal bir sahne” aslında.
Peki, takipçi ticaretinin yapıldığı doğru mu?

- Elbette. Teknik olarak çok da kolay. “Profilime kim baktı acaba?” veya “Beni kim takip etmeyi bıraktı acaba?” gibi uygulamaları kullandığınızda, bu uygulamaların sahiplerine twitter hesabınızdan başka hesapları takip ettirme izni veriyorsunuz. Böylece 100 bin kişinin kullandığı bir uygulama yapan kötü niyetli bir kişi, o 100 bin kişiye habersizce istediği kişi veya markayı takip ettirebilir. Bir kaç gün içinde siz de takipçi sayınızı 100 binlere çıkarabilirsiniz.
Tweetlerin RT edilmesi için para teklif edildiği doğru mu?
– Evet. “Twitter fenomenleri” olarak adlandırılan insanların büyük çoğunluğu tweet atmak ya da RT yapmak için para talep ediyor. Ünlü isimlerden de var. Bazıları da sosyal sorumluluk kapsamında yapıyor. Bu işi organize eden ajanlar da mevcut.
“Twitter bağımlılığı” diye bir şey söz konusu mu?

- Tweet atmak geleceğin en popüler hastalığı olacak. Azcık twitter tozu yutmuş psikologlara buradan çok iyi ekmek çıkacak!
Sosyal medyanın insanların yalnızlaştırdığı, tekilleştirdiği eleştirisi için söyleyebileceğin bir şey var mı?

- Ajansımızda 80’dan fazla genç çalışıyor, sadece 11 tanesinin ilişkisi var. Ne diyeceğimi bilemedim!

SOSYAL MEDYA GELENEKSEL MEDYADAN BESLENİYOR
“Sosyal medya”nın en büyük avantajı hızı. Bu yönüyle “geleneksel medya”ya göre avantajlı. Ancak “sosyal medya” aslında “geleneksel medya”dan besleniyor, bu nedenle onlar olmadan kendisi de olamaz! TV’de “İşler güçler” veya “Leyla İle Mecnun” yayınlanacak ki ya da gazeteler ve haber sitelerinde onlarla ilgili haberler çıkacak ki Twitter’da insanlar konuşsun ve TT yapabilsin.

42D İLE SARIYER’E GİDENLER “BEBEK LUCCA’DAYIM DİYE “CHECK İN” YAPIYOR
İstanbul’da en fazla check-in yapılan mekanların başında Bebek Lucca geliyor. Aslında maksimum 100 kişi alan bir yerde nasıl bu kadar check-in yapılıyor diye merak ettim. Buldum. Otobüsle önünden geçerken check-in oluyorlar! “Bebek Lucca’da Mojito keyfi” diye yazıyor, aslında 42D ile Sarıyer’e gidiyor! Başkalarının gözünde kendimizi var etme yolumuz artık maalesef bu.

ÖZGÜR ALAZ: Annem eskiden “Kalk bilgisayarın başından sosyalleş” derdi 
Oysa şimdi, sosyal ağlarda olmadığın zaman hayatı kaçırıyorsun!

Twitter gerçekten “çağın gerçeği” mi?

- Olma yolunda. “Evet” dersem, Twitter’ın piyasa değerinin, hala bir petrol şirketinden nasıl daha az olabildiğini açıklayamam! Ama, sosyal ağlar, A’dan Z’ye her şeye etki etti. “Arap baharı” gibi toplumsal olayları da hızlandırıyor, yeni bir sevgili bulmamızı da sağlıyor!
Twitter’da yoksan, “esamen” okunmaz mı?

- İnsanlar, hakkınızda konuşmaya değer bir şey bulamıyorsa, esamen okunmuyor. Ama twitter’da bire bir sen de olabilirsin, senin yansımaların da. Yani, istesen de istemesen de twitter’dasın!
“Takipçin kadar konuş” doğru mu?

- Yok, takipçi sayın ne kadar çoksa, sen o kadar büyüksün demek doğru değil. Ama “sosyal medya”yla yeniden doğan ünlüler var. Sosyal medyanın hayatımıza kattığı twitter fenomenleri var ve sosyal medya iletişimiyle satışlarını katlayan mağazalar var.
Bütün bunların “sanal” olma ihtimali ne?

- Yok, yok sanal değil! Elimizde,“etki” diye bir kavram var. Tamam, bunu tanımlayamıyoruz, hemen göremiyoruz ve iki kilo demir gibi tartamıyoruz. Raf ömrü de kısa, çünkü “sosyal medya”da olmak demek “emlak sahibi” olmak gibi de değil. Emlak sahibiysen, emlağının bir değeri var. Ama, sosyal medyada takipçilerini tutarlı ve sürekli şekilde beslemen gerekiyor ki, etkini koruyabilesin. Bir de doğası gereği, azımızın başarılı olacağı bir yer burası. Yarım milyar twitter hesabı var, sonsuz içerik ve mesaj var ama dikkatimiz ve algımız kısıtlı. Matematiksel olarak, az şey bize ilginç gelecek ve sonunda sıradan çoğunluktan sıkılacağız, onları takip etmeyeceğiz.
Para kazandırmıyorsa, insana ne kazandırıyor?

- Hepimiz ciddi bir “yatırım” yapıyoruz twitter’a. Bütün üyeler. Ben sana desem ki, “Bak Ayşe, şöyle bir iş var. Günde, en az 1 saat sana gönderdiğim her şeyi okuyacaksın. İnsanlara cevap yazacaksın, arada sinirin bozulacak, gecenin bir yarısı seni uyandırabilirim, arayabilirim. Ama bu iş, artık hayatının bir parçası olacak. Üstüne para da almayacaksın. İzin de yok!” Aslında hepimizin twitter’a verdiği gönüllü hizmet buna benziyor.
İyi de bunun karşılığında ne kazanıyoruz peki?

- Çok azımız, buradan direkt para kazanıyor. Geri kalanlarımız indirekt şekilde para kazanıyoruz. Bir beyaz yakalı, burada paylaştıkları sayesinde işe girebiliyor. Çünkü, onu bir “beyinavcısı” görmüş, paylaşımlarından, onun parlak biri olabileceği sonucunu çıkarmış oluyor. Bir başka çoğunluk ise twitter’la hayatını kolaylaştırıyor. Telefonu bozulduğu zaman, twitter üzerinden markaya yazıp, anında cevap alabiliyor. Ama en büyük çoğunluk hepimiz, aslında eğleniyoruz, dedikodu yapıyoruz, kız arkadaşımızı takip ediyoruz ve kendimizi dünyaya “abartarak” anlatıyoruz.
Bu kadar etkiliyse, niye insanlar orada öne çıkıp, başka medyalarda olmaya çalışıyor?

- Ama sorunun tersi de doğru. Sosyal medya o kadar etkili ki, geleneksel kanallar, artık güncel kalmak için twitter’daki konulardan ve twitter fenomenlerinden faydalanıyor.
Bu takipçi işi neden bu kadar abartılıyor?

- Bir kesim tarafından statü göstergesi gibi. Ama aslında büyüklük değil, takipçilerinin kim olduğu, nasıl etki yarattığın ve sana olan güvenleri önemli. Dünyada “klout” diye bir sistem var. İnsanların twitter’daki etki düzeyine göre bir puan veriyor. Puanın ne kadar yüksekse, farklı markalardan, ek ayrıcalıklar ve indirimler alabiliyorsun. Çok rakamlara takılmamak lazım ama takipçin ne kadar çoksa, o kadar iyi tabii ki.
“Twitter bağımlılığı” diye bir şey söz konusu mu?

- Olmaz mı? Dünyada bunla ilgili terapi merkezleri kuruldu. İnternetsiz kaldıkları zaman nefessiz kalmış gibi hissediyorlar. Aman dikkat diyelim!
Sosyal medyanın insanların yalnızlaştırdığı, tekilleştirdiği eleştirisi için söyleyebileceğin bir şey var mı?
– Annemin lisedeyken bana söylediği lafı unutmam. Annem derdi ki “Aman oğlum kalk bilgisayarın başından, çık dışarı, sosyalleş, hayatı kaçırma!” Oysaki şimdi, sosyal ağlarda olmadığın zaman hayatı kaçırıyorsun ve yalnızlaşıyorsun!
Bu röportajı okuyup twitter’da hesabı olmayanlar, hemen bir hesap mı açsınlar?

– Bence açsınlar. Sosyal medya okuryazarlığı çünkü artık okuma yazma gibi bir şey. Sosyal medyayı iyi kullanan kişiler fırsatlara daha açık oluyor, ilişkileri daha güçlü oluyor ve kendilerini geliştirmek için daha fazla alana sahip oluyorlar. Bence koşarak hesaplarını açsınlar!

0 Comments

Leave A Comment

Your email address will not be published.