Menu

80’lerde Sosyal Medya

 

97’deki Çernobil virüsüyle büyüdü bir çoğumuz. İnternet kafelerde sabahladık. Quake partilerinden kan ter içinde çıktık.

56K bağlantıyı gördük. Bilgisayarımız bir MP3’ü indiririken biz sinemaya gidip geldik.

Birbirinin kopyası sitelerde tanıdık web’i. İlk domainlerimizi register.com’dan aldık, epey de zorlandık hani.

İlk bilgisayarların bildiğiniz küçük anahtarları vardı, kontağı onunla açardık.   Bazılarımızın evinde ise bilgisayar abilerin kontrolündeydi. Bazı abiler üşenmeden onlara şifre koyardı. Bazılarımız da üşenmeden aşırırdı (Başka çare bırakmadı hergele).

Önce 3.5 inç diskleri gördük. Mandalı bile vardı bu ucubelerin. Sonra, daha fiyakalı 1.44 inç diskler çıktı. CD, UFO gibi ışıl ışıl ve gizemli bir şekilde indi hayatımıza. Bir günde müziği dinleme şeklimizi değiştirdi. Onu DVD ve Blue Ray takip etti, ama bir CD değillerdi.

Sosyal medya o günlerde ASL PLS’lerden ibaretti. İlk jenerasyon olmanın belki de amatörlüğü vardı üzerimizde. Akşamları “Mirc’de #zurna kanalındayım sen de gel” derdik. Sürekli düşer arada da banlanırdık.

Internet kafede “ne işin var burda eşek sıpası” deyip hop kulağından eve götürülenler, unlike butonu isteyenlerin ataları sayılırdı.

Şimdiki gibi 500-1000 arkadaş nerede. 1-2 arkadaşın olursa dijital alemde öpte başına koy durumları vardı. Klavye sürçmesi yaşanan nick namelerimiz vardı bir de. Mahalledeki çocuklar ne zaman bilgisayar aldı, o zaman Ahmet oldu “Target”, Mustafa oldu “DaRaL”, Meral oldu “ÇilekReçeli”.

Az oyun da oynamadık hani. Kimilerimiz Doom’la büyüdü, piksel piksel ateş ederdiniz. Atari salonlarında Street Fighter 2, Captain Commando, Fifa Soccer’lar vardı.

Aduket atar, oooorrryuket çekerdik.

Yıllar geçti. Bugün sanal mı gerçek mi ayırt etmekte zorlandığımız 3D oyun konsollarında kapışırken bulduk kendimizi. K’ile ölçülen boş zamanlarımız GB’larla doldu.

Bir bakıma her şey değişti. Bu değişime ayak uyduramayanlar da farkında olmadan yaşlandı. Tıpkı ışık hızıyla yol alan uzay gemisine göre yavaş olan dünyada zamanın katbekat hızlı geçmesi gibi.

Aslında bir bakıma da hiç bir şey değişmedi. Ne arabalar uçuyor, ne 1985’teki Marty McFly’ın kaykayı Migros’ta satılıyor. Kızılkayalar hala ıslak hamburger satıyor. Tantuni hala manuel sarılıyor.

Değişen ve değişmeyen şeyler bir yana, kabul etsek de etmesek de hayat artık quantum fiziğindeki partiküller gibi hızlı ve kararsız. Tüketiciler hiç olmadığı kadar sosyal. Markaları tedirgin edecek kadar da iletişimin içinde. Pazarlama ise karmaşıklık konusunda PHD’sini bitirdi bile.

Diyebileceğim şey ise bu karmaşanın içinde kararsız bile olsanız hızınızı kaybetmeyin. Markanızı sosyal medyada yaşlandırmayacak tek şey bu.

80’ler kuşağı olarak sevdiğimiz arkadaşlardan R.E.M’den gelsin.

Erdem Mermer

0 Comments

Leave A Comment

Your email address will not be published.