Menu

Öz Hakiki Feysbuk

Müjdemi isterim. I want my müjde. Facebook’un “Want” butonu resmen yolda.

Facebook’un son numaralarından biri de yeni bir buton. Tıpkı Like butonuna tıklar gibi Want’a tıklıyorsunuz, Mark Abi’mizin saz arkadaşlarının Facebook içine yazdığı program sizin için tıkır tıkır wishlist hazırlıyor.

Hemen hemen herkesin, sosyal medyada suretini gördüğü her şeyi istediği, üç aylık maaşına eşdeğer etikete sahip Louis Vuitton çantaların linklerini İSTİOOROOOM! yazarak paylaştığı zamanlardayız.

İstiyorsun da neyle istiyorsun canım, neyle istiyorsun gülüm. Ben de şöyle ateş kırmızı bir Ferrari istiyorum mesela, içini de Agent Provocateur iç çamaşırı modelleriyle doldurmak istiyorum. Pardon, istioorooom.

Ama dört kapılı, yan sanayisi ucuz, elden çıkarması kolay, dizel arabalara halleniyorum. Önemli olan iç çamaşırı değil iç güzelliği diye kendimi kandırıp, iç geçiriyorum. Gerçekçi olun, sabır butonuma basmayın benim arkadaşım.

Konumuza dönecek olursak. Ortamda böylesine al da at dercesine paslar varken, Mark Abi bu fırsatın balını emmesin de n’etsin, Want butonu yapmasın da n’apsın. Yakışır Zuckerberg’ime, yürüsün, koşsun, vınnn.

Fırsat bu fırsat diyerek, ben de uzun zamandır Facebook için düşündüğüm bazı buton önerilerini, Zuckeroğlan’a göstermeden önce sizinle paylaşayım dedim. Şöyle 1-2 tanesini satıp voliyi vurursam, o istediniz çantayı da alırım, Ferrari’mle iki tur da attırırım, yeminle.

 

Low-Five

Elin oğlu High-Five’ı yaptı da n’oldu, bizde el hareketinin kralı var ama pazarlamasını bilmiyoruz. Günlük hayatta sık sık başvurduğumuz Low-Five, eline-koluna hakim olamayan ergen selamlaşması gibi beş parmağın havaya kalktığı, cıvık babam afedersin tarzı bir selamlaşma değil. Tam aksine, kolun bel altı hizadan hareketle karşıdakinin kritik bölgesine ani bir atak yaptığı, ağzın da sanki birini öpecekmiş gibi büzüşüp “cüjjük” sesini çıkardığı, son derece karakterli bir jest. Bazen sıkı bir kavrayışla sonlanan ve karşıdakine İstiklal Marşı’nı okutturarak milli değerlerimize sahip çıkan Low-Five, Facebook sahalarında da görmek istediğimiz hareketlerden.

 

Kıps!

Hayat hızlı, sosyal medya hayatın kendisinden hızlı. Fiber optik kablolar sağolsun, flört bile ışık hızında gelişiyor. Mesela Facebook’ta birini beğendiniz diyelim, direkt Poke’a basıp dürtüyorsunuz, o da dönüp sizin fotoğraf albümlerinizi inceliyor. Gerçek hayatta bu çalışır mı diyerek bir deney yaptım geçenlerde. En afilli fotoğraflarımı bastırarak kendime bir fotoğraf albümü hazırladım, koltuğumun altına alıp Akaretler’e çıktım ve beğendiğim kızları dürtmeye başladım. Bir tanesinin bile dönüp albüme bakmak istemediği yetmiyormuş gibi, “napıosun sen be gerzekaaalaaa” tarzı ses efektleri eşliğinde kafama yemediğim çanta kalmadı, Akaretler oldu size Hakaretler. Halbuki sadece Kıps diye göz kırpsaydım, daha çok şansım olabilirdi. İşte tıpkı benim gibi, sosyal medyada da daha masum ve muhafazakar takılmak isteyenler için, bir Kıps butonu kesinlikle lazım.

 

Tükür

Facebook’ta hep mi güzeliz, hep mi çiçek? Tabii ki değil, hoşumuza gitmeyen paylaşımlar da gerçek. Kafiyeli olsun diye son derece gereksizce bağladığım bu cümlelerden sonra, konuya giriyorum. Yıllarca Mark’ın başının etini yedik abi buraya bir Dislike butonu da koy diye. Ciddiye almadı çünkü yeterince provokatif olamadık. Halbuki Şener Şen’in don-atlet sekreteriyle basıldığı sahnede, Perran Kutman’ın “Tükür oğlum babanın suratına!” diye çocuğu goygoyladığı sahnenin linkini Mark’a atsaydık, nefretin gücünü parmakarası terliklerine kadar hissettirebilirdik. Gerçek ve samimi duyguları dile getirebilmek için Tükür butonu kesinlikle lazım. Bastıktan sonra pişman olup da tükürdüğünü yalamak istemeyenler için, Perran Kutman ikonlu “Oğlum ne ayıp, hiç tükürülür mü babanın suratına?” butonu da koyarız, bitti gitti.

 

Arakla

Halk arasında Hacılamak ve Çökmek olarak bilinse de, hareketin tam tanımı araklamak. O çok komik, o zeka dolu, o şahane cümleyi birden fazla arkadaşınız paylaşıyorsa, bilin ki büyük bir araklama operasyonu gerçekleşmiş demektir. Sadece Share butonuna basarak, o içeriği yazan kişinin profili üzerinden paylaşmak dururken, sırf kendi yazmış gibi görünmek için üşenmeyip kopyala-yapıştır yapan bunca araknid varken, Arakla butonunun gerekliliği de tartışılamaz. Arkadaşınızın yazdığı bir cümleyi çok mu beğendiniz? Basın Arakla butonuna, sistem otomatik olarak siz yazmışsınız gibi profilinizden paylaşsın. Topladığınız Like’larla Klout puanınız yükselsin, havanızdan geçilmesin, ümmüzibüdüğiniz göbeleşsin. (Araklama yapana diyecek bir şey bulamadığım gibi, buraya da yazacak bir şey bulamadım).

 

Troll Köse

Üzerinizdeki ilginin azaldığını mı hissediyorsunuz? Paylaşımlarınız eskisi kadar paylaşılmıyor, Like alamıyor mu? Fotoğraflarınızın altına “Burcucum, çok güzel çıkmışsınnnn.. asdfgsfahfhg..” yazan kimse kalmadı mı? Basın Troll Köse butonuna, Facebook’u troll’leyip bütün ilgiyi tekrar toplayın. Troll Köse’nin mantığı oldukça basit. Butona bastığınız anda sistem, o gün Facebook’ta en çok paylaşılan gündem konularından birini seçip, tamamen çamur atma amaçlı, alakasız ve gereksiz bir içerik üretiyor. Sizin verdiğiniz onayla da, bu içeriği sizin profilinizden paylaşıyor. Güçlü olduğu kadar riskli olan bu butonu kullanmadan önce iki kere düşünmeniz için, tıpkı yangın alarmı gibi camdan bir kutu içinde muhafaza ediliyor. Troll Foreva!

 

Can Yücel Metin

 

 

  • 2
  • 22291
  • 0

0 Comments

Leave A Comment

Your email address will not be published.