Sosyal medya yeni bir etken olarak dijital dünyamıza girip oyunun kurallarını hızla değiştirmeye başladığında malesef birçok ajans ve marka değişen bu iklime hazırlıksız yakalandı.
Sosyal medyayı markaların yararına nasıl kullanacağız sorusuna cevap verebilmek için hızla aksiyon almaları gerekti.
Sonuç olarak klasik dijital ajansların yıllardır eski dijital dünyada yaptıkları mikro site, oyun, yarışma yapalım ve medya bütçesini de kullanarak “köpürtelim” alışkanlığını aynı şekilde Facebook’a taşıdılar. Oysa bu medyanın kuralları ve dinamikleri farklıydı.

Eskiden (mikrosite, oyun vb.) dijital varlıklarına medya bütçesi ile ziyaretçi çekmeye çalışan markalar artık insanların olduğu yere gitmek zorundaydılar. Ancak burada bir sorun vardı. İnsanlar sosyalleştikleri yerde markaları istemiyorlardı. Markaların ve ajansların dijital dünyalarındaki eski alışanlıklarını yeni mecraya taşımak doğru yol değildi.

Bir örnekle açıklamak gerekirse; milyona yakın hayranı sayfalarında toplayan x bankası ile y bankası 2012′ye yaklaşırken şok bir gerçekle karşılaştı. Facebook sayfalarına girdikleri içerikler sadece topluluğun %1′i tarafından görülüyordu. Uzun süre 100K olduk, 200K olduk avatarları ile büyüklük yarışı devam etti. Ta ki PTA dünyamıza girene kadar. Bunun yanında çok daha büyük bir sorun vardı ki o da sayfalarındaki topluluğun ne kadarının veya hangilerinin müşterileri olup olmadığını bile bilmemeleriydi.

Bu noktada şu iki yorum çok önemli;

“Facebook’u sadece bir medya, sayfa açılacak bir web sitesi gibi görmemek gerekir. Burası insanları daha yakından tanımanızı sağlayacak bir veritabanıdır.”  Mark Zuckerberg

“Sosyal medyayı sadece bir medya olarak görmemek gerekir. Burası insanları dinleyebileceğimiz ve ilişki geliştireceğimiz bir yerdir.” David Alston

Buradan yola çıkarak birkaç naçizane tavsiyem olacak;

Sosyal medya yeni ve çok hızlı gelişen bir dünya, çok insan odaklı. Bu mecraya girdiğinde monolog dünyasından diyalog dünyasına geçtiğini ve bu mecranın dilini kullanmak gerektiğini en başta kabul edeceksin.

En ölçülebilir ve hesap verebilir mecradasın; bu mecrada sadece “kapsam” bazında niceliksel hedeflerin olmayacak, “algı yönetimi” ve “satış” gibi iki önemli konuda da geri dönüş bekleyeceksin.

Her bir dijital yatırımdan önce hedeflerini belirleyecek ve ajansından harcadığın paranın ve zamanın verimlilik analizini isteyeceksin. Raporlarda gelen “impression” seni tatmin etmemeli; projenin viral yayılım oranını, hayran başı maliyetini ve topladığın veri maliyetini sorgulayacaksın. Reklam harcayarak yarattığın görünürlük başarı değil, zaten hakkındır.

İletişimin kanallarını, en efektif kanallara odaklayacaksın; sosyal medya topluluklarının, Facebook ve Twitter gibi penetrasyonu yüksek mecralarda olması gerektiğini, her yeni açılan sosyal mecrada hesap açıp proje yapmanın zaman, para ve konsantrasyon kaybı olduğunu biliyor olacaksın.

Günün sonunda “Eee peki ne olacak şimdi bu Facebook’daki hayranlar?” dendiğinde cevabın olacak. Facebook hayran sayfandaki hayranların yüzde kaçı hedef kitlen ile uyumlu dediklerinde %90’ın üstünde rakamlar söyleyebileceksin. İlk “bilmemne” kampanyasını yaptık kalıbının sadece sosyal medya dünyasını heyecanlandırdığını ama 35.000.000 internet kullanıcısını çok da ilgilendirmediğini bileceksin.

“E peki siz ne yapıyorsunuz kardeşim?” diye soracaksanız ki haklısınız; yakında bu ve bunun gibi diğer birkaç önemli bulduğum konu ile ilgili yazılarım yine bu blogda olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>