Menu

Sosyal medya kaç para?

O zamanlar bırakın sosyali, medya kavramı bile henüz ortalarda yoktu. Yemekler taşıma suyla pişer, odalar yağlı kandillerle aydınlanır, dörtlükler mürekkebe bulanmış kuş tüylerinin ucundan damlardı. Birilerinin sıfatına “trendsetter” demenin “gulyabani” demekten çok da farklı olmadığı zamanlardan bahsediyorum. Yine de bir filozof, ruh bilimci ya da en naif anlamıyla din bilimci olarak bilinen Yunus Emre eğer bugün yaşasaydı, yüksek ihtimalle özlü sözlerini 140 karaktere sığdırmaya çalışırdı.

Bütün düşünsel ürünlerin, birkaç saniyede binlerce kişiyle buluşabildiği yeni binyılda, bir yandan olan biteni ağzı bir karış açık izlerken bir yandan da ayak uydurmaya çalışmak… Benim de herkes gibi şu aralar en büyük uğraşım bundan ibaret. Kaldı ki bu mevzu benim için Facebook’taki arkadaş listemi kabartmaktan daha önemli. Çünkü yavaş yavaş, adeta kendi anayasalarına sahip birer devlet olmaya başlayan şirketlerin, sesini duyurmasına yardımcı olmaya çalışan bir hikaye anlatıcısıyım ben.

Yazıp çizdiğim bütün bu hikayelerin varacağı noktayı net bir şekilde ortaya koymanın yolu aslında henüz mevcut değil. Yaşanmış tarihi anlatabilmek için, “Dandanakan Savaşı” denince “1040!” diye zıplayan ilkokul çocuğu gibi ezberletilmiş kalıp bilgilere sahip olmak gerekiyor. Fakat tam aksine bizler, devrimselden ziyade evrimsel bir süreçten bahsediyoruz ve işin daha da tuhaf yanı, her birimiz bu evrimin yaşayan birer parçasıyız. Yani bırakın bir hesap açıp içerik üretmeyi, olan biteni takip etmek bile başlıbaşına biçilmiş bir rol. Bizden beslenen ve bizi besleyen bir organizma gibi işleyen sosyal medya, bir iletişim aracı olmaktan çok daha ötede, yepyeni bir iletişim kültürü olarak karşımızda, hatta yanımızda duruyor.

Bu oluşumu tarihsel anlamda kronolojik bir sıralamaya sokmak için çok da gerilere, internetin icadına kadar gitmeye gerek yok. Her şey web 2.0 devrimi olarak adlandırılan, içerik üreticisi ve tüketicisinin aynı kişi olmasını sağlayan malum süreçle hızlandı ve açıkçası bir kıvılcımla ortaya çıkan bu yangın kontrolden çıktı. Yangın kelimesini olumsuz anlamda değil gayet bilerek ve isteyerek olumlu anlamda söylüyorum çünkü bu değişim dünyadaki herkese bir etkileşimin parçası olabilme imkanı tanımış oldu. Mikrositelerden bloglara kadar hemen her iletişim kanalı, aslında en başından beri bu amaca hizmet etmekteydi. Sosyal paylaşım ağlarının yarattığı mucize, sibernetik bir kaosa dönüşen durumu toparlamak ve kullanımını kolaylaştırmak oldu.

Peki sosyal medya kaç para? Hayatını iletişim ve medya endüstrilerinden kazanan biri olarak beni en çok ilgilendiren konu, sosyal paylaşım ağlarının maddi karşılığı. Bu yeni iletişim kültürünün geleceğini belirleyecek olan temel dinamik, ne kadar sürdürülebilir olduğu, ki bu da doğal olarak genel kitlenin yaşamına ne kadar etki ettiğiyle doğrudan alakalı. Neticede sosyal medyada yer alan içerik, tüketilebilir bir yapıya sahip olmasına rağmen, bu tüketimin maddi karşılığı konusunda net bir cevap verilebilmiş değil. Ölçülebilirliği ve hesap verilebilirliği ne kadar fazla olursa olsun, sosyal paylaşım ağları, maddi dönüş sağlayan ve ekonomik döngüye katkı yapan bir enstrüman olarak anılma konusunda daha yolun çok başında. Bunun başlıca sebeplerinden birisi, geleneksel mecralar için üretilen ve tüketim bedeli bu standartlara göre belirlenen düşünsel eserlerin yeni medyada nasıl bir pozisyon alacağının henüz kesinleşmemiş olması.

Yirminci yüzyıl sosyal bilimlerinin kalesi olan Frankfurt Okulu’nun medar-ı iftiharlarından Walter Benjamin’in, “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” eserindeki yaklaşımın, dijital çağda yeniden anlam kazandığını görmemiz tesadüf değil. Örnek vermek gerekirse, kurgusal ve ebedi bir eserin bir kısmının ya da tamamının ücretsiz olarak paylaşılmasının karşısında duran yasal yaptırımlar mevcut. Bunun yanında, baskı ve dağıtım gibi masraflar aradan çıkarıldığı için, yeni medyada aynı esere çok daha az bir miktar karşılığı sahip olunabiliyor. Bu durum bir nevi mecra transferi olduğu için, karşılaştırmalı olarak matematiğini yapmak çok daha kolay. Lakin sosyal medyanın tam göbeğinde yazılan bir metnin ekonomik sistemdeki karşılığı gibi bir durum söz konusu değil çünkü sosyal paylaşım ağlarının temelinde “para kazanmak” gibi amaç bulunmuyor. Bilgi ve içerik, kullanıcılar arasında karşılık beklemeden paylaşılıyor ki sosyal ağların bu denli hızlı büyümesinin başlıca sebeplerinden birisi de bu.

İşte tam da bu noktada, sosyal medyanın yepyeni bir özelliğinden bahsetmek mümkün. Artık “nasıl olduğu”ndan ziyade “nasıl olması gerektiği”ni tartışmaya olanak yaratıyor, bir başka deyişle algıları şekillendiriyor sosyal medya. 140 karakterden uzun metinler ya da 1 dakikadan uzun videolar kabul edilebilirliğin sınırlarını zorlamaya başladı bile. Belki çok yakında değil ama uzun vadede edebiyatın, müziğin ya da sinemanın estetik anlamda yeni biçimler kazanacağını görmek için Walter Benjamin olmaya gerek yok diye düşünüyorum. Bu yeni iletişim kültürünü bir araç olarak kullanmaya çalışarak bu konuya cebinden para koyan, yatırım yapan markalar; bu değişimin sponsorları ve yeni dünyanın hakimi olarak yerlerini alacak.

Bütün bunları göz önünde bulundurarak söyleyebilirim ki, sosyal paylaşım ağları yeni düzenin iletişim kanalı olarak gerçeğin ta kendisi olma yolunda hızla ilerliyor. Daha yeni doğmuş bir bebek olduğu için, entegrasyon sıkıntısı içinde olması, geçici bir moda olduğu anlamına gelmiyor. Açık konuşmak gerekirse, iletişim anlamında henüz sadece ateşi icat ettiğimize inanıyorum, bunun neye dönüşeceğine hep beraber şahit olacağız. Sosyal medya kaç paradır, belki henüz tam olarak bilmiyoruz. Ama en azından bu dünyanın artık eskisi gibi 256 renk monitörler gibi tekdüze olmadığına, yedi milyar farklı insana ait yedi milyar farklı rengin oluşturduğu bir görsel şölene dönüştüğüne şahit oluyoruz. Bu renklerin bir kısmı saf Dolar Yeşili olsa bile.


Can Yücel Metin

 

0 Comments

Leave A Comment

Your email address will not be published.