Menu

Markaların Zorlu Virajı: Sosyal Medya

Facebook’da fotoğraflarınızı paylaşıyor, arkadaşlarınızla sohbet ediyorsunuz. Ne yaptığınızı, ne düşündüğünüzü Twitter’da takipçilerinize anlık olarak duyuruyor, Foursquare’de check-in yapıyorsunuz. Peki ya bir marka olsaydınız? Hangi sosyal ağları kullanır, kimleri takip eder ve nasıl bir strateji izlerdiniz?

Sosyal Medya Devrimi
Sosyal medyanın hayatımıza girmesi, yalnızca kullanıcılar için değil, markalar için de bir milat. Bunu artık herkes kabul ediyor. Hatta 1800’lerin dünyası için sanayi devrimi ne ise, günümüz reklam ve pazarlama dünyası için de sosyal medya devrimi odur demek artık iddialı bir söylem olmaktan çıkıyor. Gazete, radyo, televizyon gibi tek yönlü veri akışı dünyasının okuyucu, dinleyici ve izleyicisinin yerini ‘kullanıcı’ kavramı alıyor. Üstelik ‘kullanıcı’ beklentileri de daha yüksek. Kendisinden öncekilerin aksine bilgiyi almakla yetinmiyor, etkileşime geçerek beğeniyor, paylaşıyor veya yorum yapıyor. Bu da sadece mecra değil, aynı zamanda köklü bir bakış açısı, bir anlayış değişikliğini beraberinde getiriyor.

Olmak ya da Olmamak
Peki markalar bu değişime ne kadar hazır ve daha önemlisi bir marka için sosyal medyada olmak her zaman yararlı mı?

Yine geleneksel mecralara dönecek olursak, marka yöneticisinin gazete ve televizyon reklamları için büyük bütçeler ayırması gerekiyor. Bunun yanında reklam hedef kitleye ne oranda ulaşıyor, nasıl tepkiler alıyor bilemiyor. Sosyal medya ise, ölçümlenebilirliğinin yanısıra anında tepki almanıza da olanak veriyor. Ürün ve hizmetleriniz hakkında kullanıcının -olumlu veya olumsuz- görüşlerini ilk ağızdan öğrenebiliyorsunuz. Bu bilgi ile sonrasında ne yapacağınız size kalmış. Ürün ve hizmetlerinizi geliştirebilir, daha fazla veya az reklam yapma kararı alabilirsiniz. Bu anlamda sosyal medyada yer almak birçok marka için en doğru seçenek gibi görünüyor.

Ancak ne yayınladığınıza dikkat etmek şartıyla… Nitekim sosyal medya kullanıcısı çok dikkatli ve eğer ürün veya hizmetlerinizde bir aksama varsa, bunu dile getirmekten çekinmiyor. İşin kötü tarafı daha önce iletişim formlarından aldığınız bu yorumlardan sadece siz haberdarken, şimdi bunları tüm dünya izliyor.

Peki sosyal medyada yer almadığınızda markanız hakkında olumsuz yorumlar gelmiyor mu? Geliyor ve daha da kötüsü bu defa haberdar olamıyorsunuz. Sosyal medyada var olduğunuz takdirde olumlu veya olumsuz tüm yorumlar sayfanız üzerinden size ulaşıyor ve bunlara karşı hızla önlem alabiliyorsunuz. Kullanıcıdan aldığınız geribildirimlerle daha doğru ve hızlı kararlar verebiliyorsunuz.

Ne Kadar Sosyal?
Bugün sosyal medya iletişimi; reklam, müşteri ilişkileri, kurumsal iletişim ve ürün geliştirme gibi şirketlerin en kritik çalışma alanlarında rol oynuyor. Bu yapı ise bütünsel düşünme ve hareket etme zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Örneğin bir ürünün satış rakamları beklenenin altında kaldığında, Facebook sayfanızda ürünle ilgili soru sorarak anında kullanıcı görüşü alabiliyorsunuz. Klasik sistemde ise bu araştırma çok daha uzun bir süreç gerektiriyor.

Bütün bunları ölçüp tarttınız ve sonunda markanızı sosyal medyanın nimetlerinden yararlandırmaya karar verdiniz. Şimdi ne kadar sosyalleşeceğinize yani etkileşime ne denli açık olacağınıza karar verme zamanı. Sosyal medyanın yapısına ve ruhuna uygun; paylaşılacak, retweet edilecek içerik mi üreteceksiniz, yoksa televizyon, gazete gibi kitle iletişim araçları için üretilmiş içerikleri mi paylaşacaksınız? Kullanıcılardan gelen yorumlara yanıt verecek misiniz? Kimleri takip edecek, nasıl bir strateji izleyeceksiniz?

Özetle, virajı aldıktan sonra akla bu sefer yola nasıl devam edeceksiniz, ne kadar sosyal olacaksınız soruları geliyor. Markaların ilerleyeceği yolu ve yol planını çıkaranları iyi seçmesi gerekiyor.

Murat Ekinay

0 Comments

Leave A Comment

Your email address will not be published.